<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SağlıkSA &#124; Sağlık Bilgileri &#124; Hastalıklar &#124; Tedavi Yöntemleri &#124; Şifalı Bitkiler &#124; Diyet &#124; Sağlıklı Beslenme &#187; Cinsel Sağlık</title>
	<atom:link href="http://www.sagliksa.net/bolum/cinsel-saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sagliksa.net</link>
	<description></description>
	<lastbuilddate>Tue, 30 Aug 2011 16:46:42 +0000</lastbuilddate>
	<language>en</language>
	<sy:updateperiod>hourly</sy:updateperiod>
	<sy:updatefrequency>1</sy:updatefrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Cinsel ilişki esnasında baş ağrısının nedenleri</title>
		<link>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-iliski-esnasinda-bas-agrisinin-nedenleri.html</link>
		<comments>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-iliski-esnasinda-bas-agrisinin-nedenleri.html#comments</comments>
		<pubdate>Sun, 27 Feb 2011 02:49:59 +0000</pubdate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[baş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş ağrısının nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[başım ağrıyor]]></category>
		<category><![CDATA[beyin kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[beyin kanamasının habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[boyun ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel aktiviteden uzaklaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel ilişki esnasında baş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel ilişki sırasında baş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik tabusu]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellikle ilgili hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[iyi huylu cinsel baş ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların seks istememesi]]></category>
		<category><![CDATA[mastürbasyon]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[migren öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[orgazm öncesinde ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[orgazm sırasında ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[orgazmik baş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seks sırasında baş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[seks yaparken baş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam kalitesinin bozulması]]></category>

		<guid ispermalink="false">http://sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-iliski-esnasinda-bas-agrisinin-nedenleri.html</guid>
		<description><![CDATA[Kadınların seks istemedikleri zaman söyledikleri “başım ağrıyor” sözünün doğruluk payı varsa gerçekten seks sırasında baş ağrısı yaşanıyorsa; bu ağrı; sağlık açısından tehlikeli bir durumun habercisi olabilir. Cinsel ilişki sırasında görülen baş ağrısı sıkça görülür. Cinsel aktivite sırasında oluşan baş ağrısı hastayı cinsel aktiviteden uzaklaştırır. Özellikle bizim toplumumuzda cinsellik utanılacak bir tabu olduğu için, cinsellikle ilgili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların seks istemedikleri zaman söyledikleri “başım ağrıyor” sözünün doğruluk payı varsa gerçekten seks sırasında baş ağrısı yaşanıyorsa; bu ağrı; sağlık açısından tehlikeli bir durumun habercisi olabilir.<br />
Cinsel ilişki sırasında görülen baş ağrısı sıkça görülür. Cinsel aktivite sırasında oluşan baş ağrısı hastayı cinsel aktiviteden uzaklaştırır. Özellikle bizim toplumumuzda cinsellik utanılacak bir tabu olduğu için, cinsellikle ilgili tüm hastalıklar mümkün olduğu kadar saklanır. Kişiler ancak, yaşam kaliteleri çok bozulduğu zaman hekime başvururlar.<br />
Cinsel ilişki sırasında görülen baş ağrısı toplumumuzda sık görülmesine karşın, doktora başvurma sayısı oldukça düşüktür. Cinsel ilişki sırasında; şiddetli baş ağrısı varsa; özellikle orgazm sırasında ağrı şiddetli ise; beyni besleyen herhangi bir damarda yırtılma olabilir. Bu durum beyin kanamasına yol açar.<br />
Orgazmik baş ağrısı olarak da isimlendirilen bu ağrı; beyin kanamasının habercisi olabilir. Toplumumuzda migren çok sık görülür. Migren; beyin damarlarını ilgilendiren bir baş ağrısı türüdür. Kendilerinde veya ailelerinde migren öyküsü olan kişilerde orgazm sırasında baş ağrısı olma olasılığı yüksektir. Hatta mastürbasyonda bile; baş veya boyun ağrısı olabilir.<br />
Damarların genişlemesi sonucu eğer damar yapısı bozuksa,beyin damarlarında genişleme (anevrizma) vs. varsa, damar yırtılabilir ve beyin kanaması oluşur. Kanama sonrası beyinde oluşan hasara bağlı olarak, kısmi felç, tam felç ve hatta ölüm olabilir.<br />
Cinsel aktivite sırasında görülen baş ağrısı 2′ye ayrılır:</p>
<p>İyi huylu cinsel ilişki baş ağrıları<br />
Cinsel aktivitede orgazm öncesinde veya orgazm sırasında ağrı başlar. Heyecan arttıkça ağrı yoğunlaşır. Bu yüzden cinsel aktiviteye son verilir. Ağrıyı yaşayanlar cinsel aktiviteden kaçarlar. Bu tür ağrılar yukarıda bahsettiğim gibi migrenlilerde daha sık görülür. Cinsel aktivite öncesi alınan bazı ilaçlar, antidepresan ilaçlar bu tür ağrıya iyi geldiği bilinmektedir.<br />
Cinsel ilişkide ilk kez başlayan şiddetli baş ağrısı<br />
Bu ağrı eğer kişinin hayatında yaşadığı en şiddetli baş ağrısı veya ağrılarından biriyse,çok tehlikeli olabilir. Altında beyin kanaması olma ihtimali çok fazladır. Yukarıda bahsettiğim iyi huylu baş ağrısına benzemesi şiddetlidir ve acil müdahaleyi gerektirir. Eğer cinsel ilişki sırasında böyle şiddetli bir ağrı yaşanıyorsa mutlaka bir yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Tetkiklerle aksi kanıtlanıncaya kadar, bu baş ağrısı tehlikeli sayılır.<br />
İyi huylu baş ağrısı da tedaviyi gerektirir. Çünkü bu baş ağrısının altında da beyin kanamasına bu baş ağrısının altında da beyin kanamasına neden olabilecek bir damar bozukluğu olabilir. Damar bozukluğu olmasa da kişinin yaşam kalitesini bozduğu için bu tür baş ağrısının tedavisi mutlaka yapılmalıdır.<br />
Cinsel ilişkinin zevkten ölüme dönüşmemesi için;bu tür baş ağrısı çeken hastaların mutlaka doktora başvurması gerekir. Cinsel aktivite sırasında sırasıyla görülen baş ağrısı ister az şiddette,ister şiddetli olsun mutlaka önemsenmelidir ve doktora başvurulmalıdır.<br />
Doç. Dr. Serdar Dağ (Nörolog)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentrss>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-iliski-esnasinda-bas-agrisinin-nedenleri.html/feed</wfw:commentrss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkeklerin sperm sayısı azalıyor</title>
		<link>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/erkeklerin-sperm-sayisi-azaliyor.html</link>
		<comments>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/erkeklerin-sperm-sayisi-azaliyor.html#comments</comments>
		<pubdate>Sun, 27 Feb 2011 02:39:39 +0000</pubdate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sahibi olmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[erkeğin testisinin inmemiş olması]]></category>
		<category><![CDATA[erkek yumurtasında ısı artışı]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerin sperm sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[erkekte sperm üretiminin bozulması]]></category>
		<category><![CDATA[erkekte üreme fonksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[gastrit tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[hamile kalamamak]]></category>
		<category><![CDATA[hamile olamamak]]></category>
		<category><![CDATA[hipofiz]]></category>
		<category><![CDATA[hormonal yetersizlikler]]></category>
		<category><![CDATA[hücre azalması]]></category>
		<category><![CDATA[inmemiş testis]]></category>
		<category><![CDATA[kanal tıkanıklıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlık]]></category>
		<category><![CDATA[kronik ilaç kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[mide ülseri]]></category>
		<category><![CDATA[sigara spermi azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sperm sayısı azalması]]></category>
		<category><![CDATA[sperm sayısında azalma]]></category>
		<category><![CDATA[sperm üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[sperm üretimini bozan nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[şüpheli doğal ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[testis]]></category>
		<category><![CDATA[testisin batın içinde kalması]]></category>
		<category><![CDATA[testisin karında kalması]]></category>
		<category><![CDATA[testisin kasıkta kalması]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[üreme hormonlarının yetersizliği]]></category>
		<category><![CDATA[üremede zorluk]]></category>
		<category><![CDATA[üremeyi etkileyen faktörler]]></category>

		<guid ispermalink="false">http://sagliksa.net/cinsel-saglik/erkeklerin-sperm-sayisi-azaliyor.html</guid>
		<description><![CDATA[Yapılan araştırmalar, 50 yıl öncesinde mililitrede 120 milyon sperm bulunurken, bu sayının günümüzde yarı yarıya kadar düştüğünü ortaya çıkardı. Yorumlar ise önümüzdeki 50 yıl içinde sperm hücresinin tamamen ortadan kalkacağı yönünde. Çiftlerin çocuk sahibi olmalarının önünde birçok engel bulunuyor. Ancak bu engeller konusunda ne kadın ne de erkek suçlu. Tüp bebekte hem erkekten, hem kadından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yapılan araştırmalar, 50 yıl öncesinde mililitrede 120 milyon sperm bulunurken, bu sayının günümüzde yarı yarıya kadar düştüğünü ortaya çıkardı. Yorumlar ise önümüzdeki 50 yıl içinde sperm hücresinin tamamen ortadan kalkacağı yönünde.<br />
Çiftlerin çocuk sahibi olmalarının önünde birçok engel bulunuyor. Ancak bu engeller konusunda ne kadın ne de erkek suçlu.<br />
Tüp bebekte hem erkekten, hem kadından kaynaklanan tıbbi nedenler olabildiği gibi, nedeni bilinmeyen durumlar da söz konusu.<br />
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hakan Özveri, “Erkeklerdeki sperm oranı son 50 yılda yarı yarıya azaldı. Eskiden mililitrede 120 milyon sperm varken, bu sayı yarı yarıya düştü. Üstelik önümüzdeki 50 yıl içinde sperm hücresinin tamamen ortadan kalkacağına ilişkin yorumlar ve bunu destekleyen bilimsel çalışmalar var” dedi.<br />
Erkek ve kadın ayrı ayrı değerlendiriliyor<br />
Bir çiftin çocuğu olmadığı zaman hem kadın hem erkek ayrı ayrı değerlendiriliyor. Tüp bebek tedavisi için başvuran çiftlerin üçte birinde sorunun erkekten kaynaklandığı görülüyor. Yüzde 20-30′unda sorun hem erkekte hem kadında oluyor. Dolayısıyla çiftlerin her ikisinin de değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Bilindiği gibi sperm üretimi Y kromozomu sayesinde oluyor. Ancak Y kromozomunun zamanla kaybolacağına ilişkin iddialar var. Bazı genetik hastalıklar az da olsa buna neden oluyor. Y kromozomu bazı erkeklerde olmayabiliyor, üremeyi sağlayan genler siliniyor. Bu genler olmayınca da erkekte sperm üretim düzeneği bozuluyor. Bu durum tetkiklerle saptanabiliyor.<br />
Bu duruma “Kromozomal Delesyon” (silinme) diyoruz. Yani, sperm üzerinde üremeyi kontrol eden genler kayboluyor, sperm üretilmiyor. Durum böyleyken dahi bunların bazı tiplerinde; testisten hücre aranarak özel bazı biyopsi yöntemleriyle kenarda, köşede kalmış 3-5 spermi bularak çiftleri çocuk sahibi yapmak mümkün. 20 yıl önce genetik hastalıkları nedeniyle evlat edinmeleri önerilen ve çocuk sahibi olamayacakları söylenen çiftlerin önemli kısmında, gelişmiş uygun teknolojik yöntemlerle sperm bulunarak çocuk sahibi olmaları sağlanıyor.<br />
Sperm üretimini bozan nedenler</p>
<p>İnmemiş testis üremeyi etkiler<br />
Erkeğin testisinin inmemiş olması, testisin kasıkta, karın, batın içinde kalması kalıcı hasarlara neden oluyor. Erkekte üreme fonksiyonunu bozan sorunlardan biri de bu. İnmemiş testis sorununun bir yaşına kadar çözülmesi gerekiyor. Zamanında çözümlenmezse, kalıcı hasar oluşturabiliyor, erkek üreme fonksiyonunu bozabiliyor.<br />
Hormonal yetersizlikler<br />
Hipofizden salgılanan üreme hormonlarının yetersizliği de buna neden olabilir. Erkekte sperm üretimini bozduğu için üremede zorluk, hücre azalması oluşabilir. Erkekte üremeyi bozan önemli nedenler içinde varikosel denilen bir hastalık da yer alıyor. Erkek testisindeki toplardamarların varisleşmesi, üreme fonksiyonunu olumsuz yönde etkiliyor.<br />
Erkek yumurtasında ısı artışı, testis için zararlı olarak tanımlanıyor;  kullanılmış atık maddelerin uzaklaştırılamaması testiste ısı ve basınç hareketine neden olarak sperm hareketliliğinin azalmasına yol açar.  Her varikoseli olanın çocuğu olmaz yaklaşımı doğru değildir. Varikosel cerrahi olarak tedavi edilebiliyor. Mikro cerrahi yöntemlerle tedavi edilmesi ameliyatın başarısını artırıyor.<br />
Belli merkezlerde yapılması gerekiyor. Bu ameliyat, varikoseli olan, sperm sayısı azalan, hareket bozukluğu olan çiftlerde yüzde 50-60 oranında iyileşme sağlayabiliyor. Varikoselin, muayenesi çok önemli ama oldukça da basit; anlaşılması kolay, zahmetsiz bir rahatsızlık. Tedavisi de günü birlik bir cerrahi işlem. Hastalar sabah ameliyat olup akşam evine gidebiliyor.<br />
Kanal tıkanıklıkları<br />
Testiste üretim bozukluğu yok, ama kanallarda tıkanıklık olabilir, spermleri bu kanallar taşıdığından kanalların açılması gerekiyor. Kanal tıkanıklıklarının tedavisi daha kolay. Çünkü ana fabrikada üretim devam ediyor, kanalları açarak hücre aldıktan sonra tüp bebek tedavisi kolaylaşıyor.<br />
Sigara spermi azaltıyor<br />
Sigara içmek sperm sayısını belirgin olarak düşürüyor. Kişi üç ay sigarayı bırakınca inanılmaz artışlar olabiliyor. Sadece sigara bırakarak çocuk sahibi olan çiftler var. Uyuşturucu kullanımı, yoğun alkol alımı da spermi ciddi derecede bozuyor. Sperm hücresi 2,5-3 ay yaşayabildiği için, sigara bırakıldıktan sonra sperm üzerindeki etkileri de 3 ayda ortadan kalkıyor.<br />
Kronik ilaç kullanımı<br />
Mide ülseri ve gastrit tedavisinde uzun süre kullanılan ilaçlar da üremeyi bozuyor. Miktarın azaltılması, alternatif ilaçlarla değiştirilmesi üreme fonksiyonunu düzeltebilecek müdahalelerdir.<br />
Şüpheli doğal ürünler<br />
Üreme sorunu yaşayan çiftler sık sık “doğal ürünlerle çocuk sahibi olabilir miyiz?” diye soruyorlar. Piyasada ve internet üzerinden satılan içeriği belli olmayan maddelerin kullanılması oldukça yanlış. Hastaların önce hekime danışmasında yarar var. Aksi takdirde bu ürünler zarar verebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentrss>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/erkeklerin-sperm-sayisi-azaliyor.html/feed</wfw:commentrss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel sorunlar ve sebepleri</title>
		<link>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-sorunlar-ve-sebepleri.html</link>
		<comments>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-sorunlar-ve-sebepleri.html#comments</comments>
		<pubdate>Sun, 27 Feb 2011 02:29:13 +0000</pubdate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel problem]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel problemler]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorunlar ve cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorunlar ve cevapları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorunlar ve çözüm yolları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorunlar ve tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorunlar ve tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorunların çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorunların tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorunlarınız]]></category>

		<guid ispermalink="false">http://sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-sorunlar-ve-sebepleri.html</guid>
		<description><![CDATA[Dünyada bir çok erkek ve kadın cinsel sorunlarla baş etmeye çalışmaktadır. Cinsel sorunlar öyle bir boyutta önem taşımaktadır ki bazen bir evliliğin yokulmasına bile sebep olmaktadır. İnsanların hem ruhsal hem de bedensel sağlığının çok büyük ölçüde cinsel yaşamlarına bağlı olduğu düşüncesi, Sigmund Freud ‘un ilk yapıtlarını yayınladığı 19. yüzyıl sonundan beri gittikçe daha çok yandaş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada bir çok erkek ve kadın cinsel sorunlarla baş etmeye çalışmaktadır. Cinsel sorunlar öyle bir boyutta önem taşımaktadır ki bazen bir evliliğin yokulmasına bile sebep olmaktadır.<br />
İnsanların hem ruhsal hem de bedensel sağlığının çok büyük ölçüde cinsel yaşamlarına bağlı olduğu düşüncesi, Sigmund Freud ‘un ilk yapıtlarını yayınladığı 19. yüzyıl sonundan beri gittikçe daha çok yandaş bulmaktadır. Freud’a göre, uygarlığın gelişmesi, cinsel dürtüleri ve cinsel yaşamı sınırlamakta, bu da insanlarda nevrozlara ve ruhsal bozukluklara yol açmaktadır. Ama bu bastırılmış cinsellik ve beraberinde getirdiği sinir ve ruh hastalıkları, modern toplumun nimetlerinden yararlanmak için ödemek zorunda olduğumuz bedeldir: cinsel yaşam bir sorun haline gelmekte, ama insanlar da daha rahat yaşama olanağına kavuşmaktadır. Bu görüşe, Freud’un kendi çalışma arkadaşlarından karşı çıkanlar olmuştur. “Cinsel Devrim ” ve “Bedensel Boşalmanın İşlevi ” adlı incelemelerin yazarı Wilhelm Reich , aslında cinsellikle uygarlık arasında bir çatışmanın olmadığını ileri sürmüştür. Reich’a göre, cinselliği bastıran ve sınırlayan, uygarlığın kendisi değil, sadece bugünkü biçimidir. Günümüzün baskıcı toplumları, cinsel doyumu engellemektedir. Cinsel doyumsuzluk, delilikten kansere kadar birçok toplumsal ve bedensel hastalığın nedenidir. Reich’a göre, insanlar cinsel yaşamlarında özgürleştiklerinde, toplum hem gerçekten uygar hem de sağlıklı hale gelecektir. Uzmanların çoğunluğuysa, bu türden felsefi ve toplumbilimsel sorunlara hiç girmeksizin, insanların cinsel yaşamının sorularla dolu olduğunu belirtmekle yetinmektedir. “İnsanm Cinsel Tepkisi ” adlı araştırmanın yazarları Masters ve Johnson, 1970′de yayınlanan ikinci kitapları “İnsanın Cinsel Yetersizliği “nde şöyle demekteler: “Amerika Birleşik Devletleri’ndeki evli çiftlerin en az yarısı, ya cinsel yaşamlarında dumura uğramışlardır ya da yakın bir gelecekte bu duruma geleceklerdir”. Bununla birlikte, cinsel sorunlar yalnızca ABD gibi sanayileşmiş modern toplumlarda değil, şu ya da bu ölçüde tarihin bütün evrelerine ve çeşitli toplumlarda ortaya çıkmıştır. İlk ve Ortaçağ hekimlerinin bu sorun üzerinde durduğu ve cinsel rahatsızlıkları gidermek için çareler önerdikleri bilinmektedir. Yine de bugünkü anlamıyla cinsel sorunların, daha kesin bir deyişle, iktidarsızlık ve soğukluk gibi sorunların, esas olarak modern zamanlarda yaygınlaştığı söylenebilir. Cinsel sorunlar, kadın ve erkeklerin normal bir cinsel ilişkide bulunmalarını güçleştiren ya da büsbütün önleyen psikolojik engellerdir. Çoğu zaman çocukluk yaşantılarından ya da çok başarısız bir ilk cinsel deneyden kaynaklanan korku, aşağılık duygusu, sıkılganlık ve suçluluk duygusu gibi psikolojik engeller ve iç yasaklar insanlarda cinsel arzuyu azaltmakta, heyecan ve orgazma yol açan cinsel refleksleri sınırlamaktadır. Kısacası, insanın normal cinsel tepkisini engellemektedir. Kuşkusuz, organ bozuklukları, alkolizm, şeker hastalığı ya da kromozom bozuklukları gibi fiziksel ve biyolojik nedenler de soğukluk veya iktidarsızlık gibi sorunlara yol açabilirler. Ama cinsel sorunların en yaygın kaynağı, psikolojik ve toplumsal engellerdir.<br />
Korku ve Cinsel Yaşam<br />
Normal koşullarda insandaki cinsel dürtü öylesine doğal ve kendiliğindendir ki, henüz evlenmemiş veya bir eşle ilişki kurmamış insanların çoğu, başarılı ve doyurucu bir cinsel birliğin otomatik olarak gerçekleşeceğini sanırlar. Oysa cinsel faaliyet çok hassas bir mekanizmadır: kolayca arızalanabilir. İnsanın doğal dürtülerinden biri olan cinsel istek, normal koşullarda, bir uyarıcıyla karşılaştığında kendiliğinden ortaya çıkar ve herhangi bir engele takılmadığı takdirde orgazmla sonuçlanır. Wilhelm Reich’ın dediği gibi, doğal ve sağlıklı bir cinsellik kişinin hiç bir iç yasaklanma duymaksızın cinsel heyecana kendini bırakabilme yetisidir. Bu, içgüdüsel bir faaliyettir ama sanıldığı gibi otomatik değildir; bazı psikolojik koşulları vardır. Bu koşullar olmadığında en kışkırtıcı görüntüler bile<br />
kişilerde gerekli cinsel tepkileri doğurmayacaktır. Çünkü bunların eksikliği, insan gövdesinde, cinsel ilişki için gerekli olan fizyolojik dönüşümlerin gerçekleşmesini önleyecektir. Diğer yandan, insanlarda, cinsellik gibi temel dürtülere müdahale eden, bunların işlenmesini önleyen ikincil dürtüler de bulunmaktadır. Bu dürtüler, toplumsal yaşamda doğal cinselliğin bastırılmış olmasından kaynaklanmakta ve insanın haz duyma kapasitesini sınırlamaktadır. Bu ikincil dürtülerin en iyi örneği “korku” dur. Genellikle korkuyla cinsel ilişki birbirine ters düşer. Ani bir korku insan vücudunda adrenalin salgılanmasına yol açar. Bu madde, insana tehlikeye karşı koyabilmesi için gerekli olan enerjiyi sağlar ama, cinsel isteği de söndürür. Bir yandan da savunma refleksleri, kanın sindirim ve üreme organlarından çekilip kol ve bacak kaslarına dolmasına neden olur. Böylece insanın “savaş organları” güçlenir, ama cinsel organları büzülür: birleşme olanaksızlaşır. Korkunun cinsel arzuları öldürmesi gerçekte çok anlaşılabilir bir durumdur. Çiftleşme anı, canlının dış tehlikelere karşı en açık, en korunmasız olduğu andır. Böyle bir durumda canlı çiftleşmeyi sürdürecek olsa, hayatta kalması olanaksızlaşabilir. Yüzbinlerce yıl önce vahşi bir ormanda bir insan çiftinin sevişmekte olduğu ve çevrede de aç bir aslanın dolaştığı düşünülürse; kuşkusuz, birleşme eyleminin yarıda kesilmesi gerekecektir. Böylece, tarih içinde, korkunun cinselliği bastırması insanda yerleşik bir refleks mekanizması haline gelmiştir. Bu sadece “Vahşi aslan” türünden somut ve dıştan gelen tehditler için değil, kaynağı daha belirsiz, bulanık psikolojik tehlike ve endişeler için de geçerlidir. Kaynağı ne olursa olsun, korku, şiddetli sıkıntı ve kaygı duyguları, insanları cinsel uyarılara karşı genellikle duyarsızlaştırır. Çocukluk yıllarında veya ergenlik döneminde herhangi bir nedenden ötürü kadınlara karşı korku beslemiş bir insan, ilk cinsel deneyinde de bu sıkıntılı duyguyu üzerinden atamadığı için büyük bir olasılıkla başarılı olamayacaktır. Erkeklerde ereksiyonun gerçekleşmesini veya orgazma ulaşılmasını, kadınlardaysa aynı şekilde dölyolunun nemlenmesini ve orgazma varılmasını önleyen bazı korkular oldukça basit ve yüzeyseldir. “Bu gece penisim sertleşecek mi?” gibi bir kaygı, birçok erkeğin geçici olarak iktidarsız kalmasına neden olmuştur. Ancak, bu gibi cinsel korkular, insanın kendisi tarafından tahlil edilebildiği için çoğu zaman geçicidir. Buna karşılık, kaynakları ve nedenleri kişinin kendisince bilinemeyen bazı daha derin korku ve kaygı duyguları için bir psikologa başvurulması gerekebilir.<br />
Suçluluk Duygusu<br />
Bazen de başarılı ve doyurucu bir cinsel yaşamın önüne dikilen engel, aşırı bir utangaçlıktır. Cinsel konularda rahat olmayan aşırı sıkılgan kişiler heyecanlarını kontrol altında tuttukları için gerçek doyuma da ulaşamazlar. Eşlerden ikisinin de büyük bir sıkıntıyla sabahı bekledikleri, başarısız gerdek geceleri, cinselliğin baskı altında tutulduğu bütün toplumlarda çok sık rastlanan bir durumdur. Çoğu zaman bu cinsel işlevsizliğin kökeninde bu suçluluk duygusu yatar. Kadın ya da erkek, gerek hayali, gerekse gerçek bütün cinsel eylemlerinde derin bir suçluluk kompleksinin etkisi altındadırlar ve bu yüzden, orgazma ulaşsalar bile gerçek bir ruhsal ve bedensel bir doyumdan uzak kalmaktadırlar. Bunun nedenleri kişinin çocukluk deneylerinde aranmalıdır. Bazı çocuklar, hiç bir bedensel temasın hoşgörülmediği bir atmosfer içinde yetiştirilmiştir. Anneler ya da babalar, kendi iç yasak ve koşullanmalarından ötürü, çocuklarını yeteri kadar sevip okşamaktan kaçınmışlardır; bu da çocukta fiziksel temasa karşı bir ürkeklik yaratmıştır. Bu tür anne ve babalar, çoğu zaman, çocuğun cinsel organıyla oynamasına da izin vermemişler, onu mastürbasyon yaparken yakaladıklarında hakaret etmişler, cezalandırmışlardır. Bunun, çocukta cinsellikle “günah” düşüncesinin birleşmesine yol açması kaçınılmazdır.<br />
Suçluluk duygusu bilinçli bir duygu da olabilir, bilinçsiz de. İnsanların önemli bir bölümünde bilinçli bir günah düşüncesi değilse bile, bulanık ve kişinin, kendisinin farkında olmadığı bir utanç duygusu cinsel yaşamı etkisi altında tutar. Günümüzde bile çocuklara cinsel organ ve duygularının birer suç unsuru olduğu düşüncesi yerleştirilmektedir. Bu bilinçli olarak öğretilmese bile, aileler ve yakın çevreler günlük davranışlarıyla bu duyguyu çocuğa aşılamaktadır. Cinsel bölgeler örtülmekte, cinsel konular suskunlukla geçiştirilmektedir. Nitekim, soğukluk ve iktidarsızlık gibi sorunların, cinsel konularda rahat, bol cinsel çağrışımlı konuşmalardan çekinmeyen ve yemek yeme, oturma ve yatma eylemlerini tek bir oda içinde yürüten köy toplumlarından çok, cinsel bakımdan kapalı ve cinsel eylemin herkesin gözünden uzak ayrı “yatak odalarında” sürdürüldüğü kent topluluklarında daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bu tür toplumsal nedenlerin yanısıra, cinsel organlarla dışkı organları arasındaki yakınlık da cinsellik ile kirlilik arasında güçlü bir bağın kurulmasına yardım etmektedir. Böylece bir yandan suçluluk, kirlilik ve cinsellik, öbür yandan “iffetlilik”, temizlik ve hatta cinsiyetsizlik, cinsel yönden baskı altındaki kişinin zihninde birbirine karşıt ilkeler olarak ortaya çıkmaktadır.<br />
Suçluluk duygusu, kişiyi, oral veya anal seks gibi cinselliğin sadece belirli biçim ve yönlerinden uzak tutabileceği gibi, genel bir soğukluk, isteksizlik veya iktidarsızlık da yaratabilir. Kimi zaman da, suçluluk ve kirlilik düşüncelerinin arasından geçerek cinsel hazza ulaşmayı başarabilmiş kişilerde biraz farklı bir saplantı belirir: yaşamlarında cinsellikle “kötülüğün” özdeştirilmesini yaşamış böyle kişiler, sadece “günahkar bir atmosferde” seks yapmaktan hoşlanır olurlar. Ancak ağrılı, sancılı veya yasak bir ilişki kendilerine zevk verebilir. Bununla birlikte, kişinin eşiyle mutlu olmasının böyle bir ilişkiye bağlı olduğu ve iki taraf da onayladığı sürece, çocuklarla cinsel ilişki gibi toplumca suç sayılan davranışları içermemesi koşuluyla böyle bir ilişkiyi bir cinsel sapma saymak yanlış olur.<br />
“Performans” Saplantısı</p>
<p>Modern toplumlarda insan cinselliği üzerindeki baskılar sadece dar anlamda kısıtlayıcı yönde değildir; görünüşte özgür bir cinselliğe karşı olmayan bazı tutum ve davranışlar da doyurucu bir cinsel yaşamı engelleyebilir. Kadın ve erkekleri cinsel ilişkilerinde değişmez rollere iten, kısıtlayıcı bir cinsellik anlayışı, özellikle son yılların cinsel özgürleşmesiyle birlikte etkisini göstermektedir. Cinsel tutukluğa yol açan etkenlerden biri, reddedilme korkusudur. Bazı erkekler, eşleriyle birlikteyken penislerinin hemen sertleşmeyeceğinden veya orgazmlarını tutamayacaklarından endişelenirler. Bazıları da, eşlerine yeterince zevk verecek cinsel “teknikleri” iyi bilmedikleri için tasalanırlar. Kadınlar da cinsel ilişkide kötü bir “performans” gösterdiklerinden, örneğin eşleri kadar çabuk orgazm olamadıkları için onları tatmin edememekten çekinirler. Bazıları, fiziksel görünüşlerinin yeterince çekici olmadığını, göğüslerinin çok küçük, bacaklarının fazla kısa olduğunu düşüııürler. Kişinin kendini cinsel hazza bırakacağı yerde bu türden bir gerilim içine girmesi, sürekli olarak kendini yargılaması, cinsel arzuyu öldürür. Birbirini seven, birbirine önem veren ama çok deneyli olmayan iki eşin ilk gecelerinden karışık, tatsız duygularla ayrılmalarının nedeni de tamamen bu türden bir “performans” kaygısıdır. Oysa doyurucu bir cinsellikte önemli olan, şu ya da bu tekniğin uygulanması, vücudun şu ya da bu noktasının çekici olup olmaması değil, iki eşin de kendilerini içlerinden gelen arzulara bırakabilmeleridir.<br />
Son otuz yılın cinsel özgürleşme hareketinin çelişik etkileri olmuştur. Bir yandan utangaçlık gibi daha eski cinsel sınırlanmalar etkisini azaltmış, ama bir yandan da cinselliğin standartlaşmasına, kalıplaşmasına yol açmıştır. Yaşadığımız yarışmacı toplumlar, sevişmeyi çok belirli cinsel birleşme tekniklerine indirgemekte ve bu teknikleri en ustaca uygulayan kişileri de ideal dişi veya erkek ilan etmektedir. “Bütün Kadınları Tatmin Etme Usülleri”, “Cinsel Teknik”gibi adlar taşıyan yüzlerce yayın bu standartlaşmanın göstergesidir.<br />
Bu kalıplaşmanın cinsellik üzerindeki etkisi üç noktada toplanabilir: birincisi, ilişkide erkek inisiyatifinin abartılmasıdır. Kendisinden hep aktif bir rol beklenen, sevişmeyi başlatması ve baskın durumda olması istenen bir erkek, hep aynı “performans” düzeyini tutturamadığını görünce, kendi cinsel gücünden kuşkuya kapılabilir. Hele cinsellikle ilgili bazı iç yasaklar ve sıkıntılar taşıyorsa, bu kuşku giderek büsbütün cinsel ilişkiden soğuma haline gelebilir. Sonuçta cinsel tepkilerini ya bütünüyle ya da kısmen yitirebilir: bilinen deyimiyle. iktidarsızlaşabilir. İlişkide inisiyatifi ele almanın kadınca olmadığına inandırılmış bir kadın da, sevişme sırasında kendisini fazlaca sınırladığında aynı sorunla karşılaşır: bu yapay pasiflik onu öyle doyumsuz bırakır ki, cinsel ilişkiden hiçbir tat almaz olur: soğuklaşır.<br />
Modern cinselliğin ikinci bir saplantısı; sevişmenin diğer biçim ve yönlerini ihmal etme pahasına “çiftleşme”nin aşırı vurgulanmasıdır. Sadece erkek ve kadın üreme organlarının birleşmesine indirgenmiş bir cinsellik bedenin diğer erojen bölgelerinin duyarlığının yokolmasına yolaçabilir ki, bu da cinsel hazzın sınırlanmasına ve doyum olanağının azalmasına neden olur. Üçüncü olarak, modern cinsellikte orgazm, mutlak bir zorunluluk olarak görülmektedir. Cinsel ilişkiye mutlaka orgazma ulaşma düşüncesiyle yaklaşılması, sevişmeyi başlı başına bir amaç olmaktan çıkarıp bir başka amaca ,orgazma erişmenin en kısa yolu haline getirmektedir. Bu da sevişme ve cinsel haz süresini kısalttığı gibi, erken boşalma gibi sorunlara da neden olmaktadır. Başka bir deyişle, cinsellik bir “iş” haline gelmekte, kişisel başarı ya da başarısızlığın ölçüleceği bir sınav alanına dönüşmektedir.<br />
Cinsel ilişkinin böyle standartlaştırılması, belirli reçetelere bağlanması, insanların cinsel tepkilerinin zayıflamasına ve arzularının azalmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, cinsel terapistler, eşlerin sevişme sırasında daha değişik yöntemler uygulamasını, orgazm olmak için kendilerini zorlamamalarını ve hatta bir süre orgazmdan kaçınıp sadece aşk oyunlarıyla yetinmelerini önermektedirler.<br />
Aşağılık Duygusu<br />
Cinsel tepkileri zayıflatan veya cinsel isteği öldüren duygusal engellerden biri de aşağılık kompleksidir. Bazı kişiler, çeşitli nedenlerden ötürü, başka insanlara oranla “eksik” ve “yetersiz” olduklarını düşünür. Bu düşünce, sonunda kişinin cinsel gücünü de etkileyebilir. Başlangıçta hiçbir sağlam temeli olmayan bir “ben beceriksizim, yetersizim” düşüncesi, sonuçta kişiyi gerçekten beceriksizleştirebilir. Bazen de kişilerin genel bir aşağılık kompleksine değil, sadece cinsel yeteneklerinin yetersizliğine ilişkin bir duygunun etkisi altında kaldıkları görülür. Çoğu zaman bunun nedeni, kişinin çocukluk ve ergenlik döneminde arkadaşlarından dinlediği, gerçekle ilgisi olmayan mucizevi cinsel başarı öyküleridir. Bir başka delikanlının bir gecede dört kadınla birlikte yattığını ve sekiz defa “yaptığını” işiten deneysiz bir gencin kendisiyle ilgili bir kuşkuya kapılması doğaldır. Oysa çoğu zaman bunlar doğru değildir ve zaten herkesin cinsel tepkilerinin her zaman birbirinin aynı olması da beklenemez. Kadın ve erkek her insanın, başkasıyla kıyaslanamayacak kendine özgü bir cinsel doyum ve başarı düzeyi vardır. Bundan fazlasını beklemek bu düzeyi de düşürebilir. Bir gecede iki kereden daha fazla “yapamadığını” gören bir erkek aşağılık duygusuna kapılabilir ve bu da ertesi gece onun bir kere bile “yapmasını” engelleyebilir.<br />
Erkeklerin cinsellikle ilgili aşağılık duyguları çoğu zaman penislerinin büyüklükleri noktasında toplanır. Ergenlik çağındaki erkek çocuklar arasında en sık görülen seks oyunlarından biri, penis büyüklüklerinin karşılaştırılmasıdır. Bu tür deneyler sonunda bazı kişiler penislerinin diğer erkeklerinkinden küçük olduğu kanısına varabilirler ve cinsel gücün, penis büyüklüğüne bağlı olduğu gibi yanlış bir düşünce de taşıdıkları için, kendilerinin eşlerine zevk verecek kapasitede olmadıklarından endişe edebilirler.<br />
Cinsel organ büyüklüğü, bir çok toplumda görülebilen bir saplantıdır. Bugün Selçuk’taki Efes müzesinde bulunan Romalılar dönemine ait Bes Tanrısı Heykeli, bir cinsel ve toplumsal güç simgesi olarak büyük penisin taşıdığı önemi gösterir. Rönesans dönemi Avrupası’nda da Aristokrat Sınıf’tan erkeklerin de, cinsel organlarını büyük göstermek için pantolonlarının içine çeşitli maddeler yerleştirdikleri bilinir. Penis büyüklüğü saplantısı, çeşitli kültürlerde, cinsel faaliyetin başlatıcısı ve aktif öğesi olarak erkeğe verilen önemle ilgilidir. Kadının pasif ve bekleyen bir seks nesnesi, erkeğin ise cinsel hazzın asıl “sahibi” olarak görülmesi, penise de gerçek dışı bir rol yüklemiştir. Oysa organ büyüklüğünün cinsel güçle bir ilişkisi yoktur. Bu, büyük burnu olan erkeklerin büyük penise, büyük ağzı olan kadınların da geniş dölyoluna sahip oldukları iddiasına benzeyen bir hurafedir. Diğer yandan, büyük penisli erkeklerin eşlerine daha çok zevk verecekleri düşüncesi de doğru değildir. Cinsel birleşme sırasında dölyolunun en duyarlı bölümü, ağıza yakın alt kısımlarıdır; penis, büyüklüğü ne olursa olsun, dölyolunun bu kısmına değecek bir uyarıcı görevini yapacaktır. Üstelik, çoğu kadının asıl cinsel duyarlık merkezi; dölyolu değil, klitoristir. Cinsel birleşme sırasında klitoris erkeğin penisine değil, penisin üstünde yeralan tüylü bölgeye değer ve bu bölgenin basıncıyla uyarılır. Eğer bir kadın, sırf bilgisizlikten ötürü, büyük bir penisin kendisine daha çok zevk vereceği düşüncesine saplanmışsa ve bu saplantıdan ötürü küçük penisler kendisine psikolojik bir haz vermiyorsa, sorun organ büyüklüğünden değil, yalnızca bir psikolojik koşullanmadan kaynaklanmaktadır.<br />
CİNSEL SORUNLAR VE SAĞLIK<br />
Kadın ve erkeklerdeki iktidarsızlık ve soğukluk gibi cinsel sorunların çok büyük bir bölümü psikolojik kökenlidir ama, fiziksel rahatsızlık ve hastalıkların sonucu olan cinsel yetersizlikler de vardır. Özellikle, gençlikte gözükmeyen ama ilerleyen yaşla birlikte ortaya çıkan şeker hastalığı, kalp, karaciğer ve böbrek rahatsızlıklarının cinsel yaşamı olumsuz yönde etkilediği ileri sürülmektedir. Kalp uzmanlarının, kalp hastalarının cinsel yaşamıyla ilgili olarak İngiltere’de yaptıkları bir araştırma şu sonuçları vermiştir: kalp hastalarının yüzde 10′u ağır bir krizden sonra cinsel güçlerini bütünüyle yitirmiş gorünmektedir; yüzde 60′ının cinsel yaşamı düzensizleşmiş ve cinsel birleşmeden aldıkları zevk azalmıştır. Geri kalan yüzde 30′un cinsel etkinliklerinde bir değişme olmamış, krizi geçirdikten bir süre sonra normal cinsel ilişkilerine yeniden başlamışlardır. Görünüşte, enfarktüse benzer kalp hastalıkları cinsel yaşama ağır bir darbe indirmektedir. Ancak, yapılan araştırma, bu hastaların üçte ikisinin geçirdikleri krizin cinsel yaşamlarını ne yönde etkileyeceği konusunda hiçbir hekime danışmadıklarını da ortaya koymuştur. Buradan da anlaşılmaktadır ki, hastaların çoğu bilgisizlikten ve korkudan ötürü, cinsel faaliyetlerini kendi kendilerine kısıtlamıştır. Araştırmayı yürüten kalp uzmanları, böyle bir kısıtlamanın oldukça gereksiz olduğunu, hatta tam tersine hastanın durumunun daha da kötüleşmesine neden olabileceğini belirtmektedir. Dahası, araştırmada, hastanın yaşı da geçirdiği krizin sertliği ile cinsel faaliyet düzeyi arasında anlamlı bir bağ da bulunamamıştır. 43 yaşında ikinci bir enfarktüs geçirmiş bir erkek, kısa bir süre sonra cinsel yaşamına aynı tempoda yeniden başlamış, buna karşılık 46 yaşında ve oldukça hafif bir enfarktüs geçiren bir başka erkek cinsel birleşmeyi kendi kendine yasakladığı için giderek isteği de zayıflamıştır. Sevişme ve cinsel birleşme sırasında insanın kalp atışlarında, soluğunda ve kan dolaşımında büyük bir hızlanma olduğu<br />
doğrudur. Daha önce kriz geçirmiş kişilerin sevişme sırasında kendilerini fazlaca zorlamaktan kaçınmaları da yararlı olacaktır. Ama bu kişiler kalplerini aşırı zorlamaksızın da doyurucu bir cinsel deney yaşayabilirler. Öte yandan, çalışırken ve gündelik yaşam içinde kalplerine cinsel birleşmedekinden çok daha fazla bir yük bindiriyor da olabilirler. Enfarktüs krizi geçirmiş 14 kişi üzerinde yapılan incelemeler, bu hastaların bir gün içinde, çeşitli zamanlarda örneğin sıkışık bir trafikte araba kullanırken, işlerinde çetrefil bir sorunla uğraşırken ya da hararetli bir tartışma içindeyken kalplerini çok daha fazla yorduklarını göstermiştir. Alınan elektrokardiyogramlar bunu kanıtlamaktadır. Birçok hekim, kalp hastalarının bir kat merdiven çıkabilecek ya da birkaç dakika hızlı yürüyebilecek durumda oldukları sürece rahatlıkla cinsel ilişkiye de girebileceklerini belirtmektedir. Cinsel birleşme sırasında geçirilen kalp krizleri üzerinde yapılan bir çalışma da oldukça anlamlı bir sonuç koymuştur ortaya: bu krizlerin büyük bir bölümü, evli kişilerin evlilik dışı cinsel ilişkileri sırasında meydana gelmiştir. Bunun bir nedeni, bu tür ilişkiler sırasında alınan ağır alkol ve aşırı yemek ise, bir nedeni de böyle bir ilişkinin kişiye büyük bir kaygı, duygusal gerginlik, hatta korku vermesidir. Başka bir deyişle, krizin asıl nedeni cinsel birleşme değil, bu birleşmenin yakalanma korkusu içinde, sıkıntılı ve gergin bir ruh hali içinde yapılmasıdır.<br />
Bunun dışında, bazı damar rahatsızlıklarının ve özellikle şeker hastalığının kişinin cinsel tepkilerini etkilediği bilinmektedir. Ama bu etki, hastalığın ilerleme derecesine göre ve kişiden kişiye değişmektedir. Diğer taraftan bu hastalıkların etkisi, doğru bir yemek rejimi ve yaşam tarzının benimsenmesiyle büyük ölçüde giderilebilmektedir. Bu konuda kişilerin hekime danışmadan kendi yersiz korkuları ve kulaktan dolma bilgileriyle hareket etmeleri yanlış olur.<br />
CİNSEL SORUNLAR VE RUH SAĞLIĞI<br />
Ruhsal bakımdan sağlıklı bulunan kimselerde cinsel sorunlar görülebildiği gibi, bu sorunların birtakım psikiyatrik bozukluklar eşliğinde ortaya çıktığı da olur. Sorunların giderilmesi açısından ruhsal sorunlar ile cinsel davranış bozuklukları arasındaki ilişkinin iyi kavranması çok önemlidir. Çünkü benzer psikiyatrik belirtiler gösteren kimselerin birbirinden çok farklı cinsel tutumlar içinde bulundukları gözlenmiştir. Üstelik çeşitli psikiyatrik sorunların tedavi yöntemleri farklıdır. Bu nedenlerden ötürü, cinsel terapi uzmanının aynı zamanda psikiyatrik sorunların tanısı ve tedavisi konularında da beceri sahibi olması önemlidir. Özellikle endişe ile cinsel sorunlar arasındaki ilişkinin doğru saptanması gerekir. Herhangi bir psikiyatrik sorun yüzünden zeten endişe yaşamakta olan ve bunun bir yan etkisi olarak cinsel işlevleri bozulan bir kimsenin durumu cinsel sorunlar yüzünden endişelenen kimsenin durumundan farklıdır. Eşlerden biri psikozda ise; çifte cinsel terapi uygulamak, psikiyatrik sorunun büyüyerek tehlikeli bir hal almasına yol açabilir.<br />
Cinsel sorunlara genellikle eşlik eden ruhsal hastalıklar ; ruhsal çöküntüler ve duygusal bozukluklar, nevroz ve kişilik sorunları, şizofrenidir. Ruhsal çöküntü (depresyon) bunların başında gelir. Bu, cinsel işlevlerinde bir aksamadan ötürü tedaviye başvuran kişilerin büyük çoğunluğunda görülen bir durumdur. Ruhsal çöküntü; bireyin libidosunu etkiler ve cinsel isteğini azaltır. Sonuç olarak erotik heyecanlanma güçleşir ve böylece erkeklerde iktidarsızlık, kadınlarda orgazm güçlüğüne yol açmış olur. Özellikle çöküntü içindeki erkeklerde penisin sertleşmesi güçleşir. Hastanın bu durumdayken doğrudan cinsel terapiye alınması olanaksızdır. İlk olarak ilaç ve psikoterapi yoluyla ruhsal çöküntünün giderilmesine çalışılır. Psikanalizci ruhbilimciler ruhsal çöküntüyü “bir sevgi nesnesinin yitirilmesine gösterilen bir çeşit ilkel yas tutma” olarak tanımlar. Öte yandan daha bedensel yönelimli uzmanlar bu sorunu kimyasal bir bakış açısından değerlendirerek bunun kalıtım yoluyla aktarılan ve beyin metabolizmasını ilgilendiren psikosomatik bir durum olduğunu ileri sürmektedir. Tedavide hastalığın hem kimyasal hem de ruhsal belirleyicilerinden yola çıkmanın en iyi sonuç verdiği bilinmektedir.<br />
Nevroz türü ruhsal bozuklukların normal davranışlardan farklılığını saptamak güçtür. Çünkü psikoz türünden ruhsal hastalıklardan farklı olarak nevrozlu kimsenin gerçekle bağları kopmamıştır. Oldukça akılcı biçimde davranır, yargı ve fikirleri tuhaf değildir, kişiliğinde herhangi bir çözülme gözlenemez. Bu kimseler, bilinçaltlarından kaynaklanan çelişkiler yüzünden gerçekçi olmayan, yıkıcı birtakım davranışlara yönelir. Saplantı biçiminde düşünceler, sürekli el yıkama, aşırı ölçüde temizlik yapma gibi davranışlar, herhangi bir bedensel nedeni olmayan histerik belirtiler, nevroz durumunun özellikleridir. Kişilik sorunu olan kimseler ise benzer belirtiler göstermeyip, başkaları ile olan ilişkilerinde çarpık, yıkıcı davranışlara yönelirler. Anti-sosyallik, aşırı duygusallık, kuşkuculuk, ani duygusal patlamalar, kişilik sorununun çeşitli görünümleridir. Eskiden çoğu ruhbilimciler cinsel sorunları tümüyle nevroz sınıflandırmasına dahil etmekteydi. Penisi sertleşmeyen erkek, orgazma ulaşamayan kadın, eşcinsel ya da kırbaçlı türden fantazileri olan bir kimse, hem kendi çevresinde hem de psikiyatrist tarafından nevrozlu bir hasta olarak görülürdü. Oysa bu anlayış değişmiştir. Cinsel sorunları olan bazı inszanlarda, bu sorunun kişinin ruhsal derinliklerinde yatan duygusal sorunlarının belirtisi olduğuna rastlandığı gibi, bazı hastaların cinsel sorunlarının herhangi bir nevrozdan ya da kişilik sorunundan kaynaklanmadığı da gözlenmektedir. Hatta öyle nevrozlu hastalar vardır ki son derece normal bir cinsel yaşam sürdürürler. Bununla birlikte, psikanaliz okulunun nevroz açıklamasında kullandığı bilinçaltı kökenli davranışlar, çelişkiler, bastırma gibi terimler bugünkü uygulamada cinsel sorunların tedavisinde büyük ölçüde yararlanılan kavram ve araçlardır. Cinsel birleşmede bulunup boşalma yaşadığı an bedensel bir zarar göreceği inancı ve korkusuyla yaşamakta olan bir erkeğin iktidarsızlık sorunu ancak bu bilinçaltı olgu açığa çıktığında anlaşılabilir. Gerçekte bu bedensel zarar görme kaygısına pek çok cinsel sorunun kökeninde rastlanır. Bu gibi sorunlu kimseler çocuksu korkularını eşlerine de aşılayabilirler. Sevdikleri tarafından denetim altına alınacaklarına ya da terk edilerek büyük acılara maruz kalacaklarına ilişkin bilinçaltı korkular besleyen kimselere cinsel sorunlular arasında oldukça sık rastlanır.<br />
Nevrozlu hastalar cinsel coşkulanma durumunda büyük endişe yaşayabilirler. Çoğu kez karşılaştıkları çelişkiyi yenmek için erotik uyarımlardan kaçmak ya da bu uyarımların önüne geçmek için birtakım özürler bulurlar. Bu gibi durumlarda tedavi stratejisi, hastaya erotik bağlam içinde yaşadığı endişeye karşı koyabilmesi için bir takım araçlar kazandırarak bu sırada onun erotik uyarımlara karşı ortaya çıkardığı özürleri yavaş yavaş ortadan kaldırmaktır. Cinsel terapide çiftlerden biri ya da her ikisi koyu bir nevroz içindeyse durum oldukça güçleşir. Çünkü terapi, çiftlerin kendilerini tedaviye ne ölçüde hazır hissettiklerine bağlıdır. Nevroz varlığında hem tedavinin süresi uzayabilir, hem de sonuçtan kesinlikle güvenli olunamaz. Çocuklukta takılmış, ruhsal çöküntülü ve nevrozlu bir erkeğin erken boşalma sorununu tedavi ettirdikten sonra boşalma tepkisi konusunda tam bir denetim kazandığı görülmüştür. Buna benzer biçimde orgazma ulaşamayan bir kadın bu güçlüğü yenerek orgazm yaşayabilir. Fakat yine de eksikliğini hissettiği ruhsal huzuru bulamamış olabilir. Cinsel terapi, söz konusu cinsel çelişkiyi çözüme kavuşturarak hastanın cinsellik karşısında duyduğu endişeye karşı bir savunma geliştirerek sadece cinsel sorunu halledebilir. Çoğu örneklerde görüldüğü gibi hasta, mutlu bir cinsel yaşama kavuşmasına karşın temeldeki nevrozunun sıkıntısını yaşamaya devam eder. Bazen de nevrozlu kimsenin gördüğü cinsel tedavi, söz konusu cinsel sorununun ötesinde bir yarar sağlar. Cinsel sorunu çevreleyen endişeden kurtulmanın yol açtığı rahatlık, hastanın ruhsal bütünlüğü üstünde etki yaparak tam bir iyileşme sonucunu doğurur. Şizofreni tanısı taşıyan kimselerin genellikle cinsel bakımdan sorunlu oldukları sanılır. Oysa cinsel işlevleri tamamıyla yerinde olan pek çok şizofren vardır. Öte yandan şizofreni ile cinsel sorunlar arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır. Şizofren bir kimsenin cinsel sorunları bedensel cinsel işlevlerden çok, bu kimsenin eşiyle ve dış dünyayla olan ilişkisindeki bozukluktan kaynaklanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentrss>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-sorunlar-ve-sebepleri.html/feed</wfw:commentrss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel soğukluk ve tedavisi</title>
		<link>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-sogukluk-ve-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-sogukluk-ve-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubdate>Sun, 27 Feb 2011 02:19:10 +0000</pubdate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizliğin çaresi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizliğin çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizliğin en önemli nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizliğin nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizliğin nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizliğin sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizlik]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizlik erkek]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizlik erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizlik kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizlik nasıl çözülür]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizlik nasıl tedavi edilir]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizlik nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizlik sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel isteksizlik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel soğukluğun tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel soğukluk]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel soğukluk isteksizlik cinsel soğukluk tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel soğukluk neden olur]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel soğukluk nedenleri]]></category>

		<guid ispermalink="false">http://sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-sogukluk-ve-tedavisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel soğukluk diğer bir adıyla cinsel isteksizlik çağımızın büyük problemleri arasında yer almaktadır. Cinselliğe karşı soğuk olmanın sebep ve çözümleriyle alakalı uzmanların açıklamasını burada bulabilirsiniz. Cinsel soğuklukların diğer adı “cinsel istek bozuklukları”dır. Erkeklerde ve kadınlarda cinsel soğukluk iki şekilde ortaya çıkar. Birincisi cinsel istek azlığıdır. Kişide cinsel arzularda, ihtiyaçlarda, fantazilerde azalma vardır, ya da hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel soğukluk diğer bir adıyla cinsel isteksizlik çağımızın büyük problemleri arasında yer almaktadır. Cinselliğe karşı soğuk olmanın sebep ve çözümleriyle alakalı uzmanların açıklamasını burada bulabilirsiniz.<br />
Cinsel soğuklukların diğer adı “cinsel istek bozuklukları”dır. Erkeklerde ve kadınlarda cinsel soğukluk iki şekilde ortaya çıkar. Birincisi cinsel istek azlığıdır. Kişide cinsel arzularda, ihtiyaçlarda, fantazilerde azalma vardır, ya da hiç arzu duymamaktadır. İkincisi ise cinsellikten tiksinme ve bu nedenle ilişkiden kaçınmadır. Bu durum kadınlarda çok daha sıktır ve evli çiftlerde en sık ortaya çıkan cinsel işlev bozukluğudur. Sorunun ortaya çıkışı, yetişme tarzı ile çok yakından ilgilidir. Kadın cinselliğinin ayıp, çirkin, günah sayıldığı ve cinsel ilişkinin sadece erkeği doyuma ulaştırmaya yarayan bir kadınlık görevi olduğu bilgisi ile yetiştirilen kadınlarda, cinsel soğukluğu bir rahatsızlık olarak değerlendirmek aslında pek de mümkün değildir. Bazı toplumlarda kadınlarda cinsel isteksizlik oranı %80’e kadar ulaşmaktadır.<br />
Nedenleri<br />
Cinsel soğukluğun birçok ruhsal, bedensel, ilişkisel, toplumsal , çevresel nedeni olabilir. Kadınlardaki en sık nedeni yetişmedeki cinselliğe dair baskı ve beklentilerdir. Ruhsal nedenlerin başında cinsellikle ilgili bilinçdışı korkular gelir. Kronik stres, kaygı ve depresyon hali de cinsel isteksizliğe neden olur. Hormon düzeyi değişmeleri, uzun süre cinsel ilişki olmayışı, kişinin ya da eşinin önemli bir bedensel rahatsızlığı cinsel isteği azaltabilir. Kişinin dış görünümünü ve beden algısını değiştiren ameliyatlar cinsel soğukluğa neden olabilir. Cinsel arzuda azalma bazen de bozulmakta olan bir ilişkinin belirtisi ya da eşe yönelik düşmanca duyguların dolaylı bir ifadesidir. Eşcinsel korkular da cinsel soğukluğun nedeni olabilir.</p>
<p>Ne yapmak gerekir<br />
Sürekli ve düzenli bir ilişkide, eşlerden birinde cinsel soğukluk varsa, öncelikle eşler arasında yakınlık sağlamaya, sorunları çözmeye ve ilişkiyi canlandırmaya çalışmalıdır. Sorun<br />
çözülemiyorsa, eşle birlikte profesyonel psikiyatrik yardım aranması uygun olacaktır. Cinsel ilişkiden tiksinme , iğrenme duygularının ön planda olduğu durumlarda bireysel psikoterapiye öncelik verilir.<br />
Daha fazla bilgi ve hizmet almak için İsteksizliğe neden olabilecek organik durumlar dışlandıktan sonra bir psikiyatri uzmanına başvurmak gerekir.<br />
kaynak:Türkiye Aile Planlaması Derneği</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentrss>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-sogukluk-ve-tedavisi.html/feed</wfw:commentrss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel kimlik bozukluğu</title>
		<link>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-kimlik-bozuklugu.html</link>
		<comments>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-kimlik-bozuklugu.html#comments</comments>
		<pubdate>Sun, 27 Feb 2011 02:09:01 +0000</pubdate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik bozukluğu tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik karmaşası]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik sapmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Transseksüalite ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[Transseksüalite nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Transseksüalite tedavisi]]></category>

		<guid ispermalink="false">http://sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-kimlik-bozuklugu.html</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel kimlik bozukluğu diğer bir adıyla ” Transseksüalite ” cinsel hastalıklar arasında yer almaktadır. Transseksüalite’nin nasıl başladığı ve nasıl tedavi edilebileceği hakkında bilinmesi gereken bilgileri uzmanlar açıkladı. “Cinsiyet  bacakların, cinsel kimlik ise kulakların arasındadır.”Bu bakış açısıyla, cinsiyet kadın ve erkek kategorilerinin biyolojik olarak belirlenmesini tanımlar.Öte yandan cinsel kimlik bilişsel, duygusal, kültürel yönleri olan sosyal olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel kimlik bozukluğu diğer bir adıyla ” Transseksüalite ” cinsel hastalıklar arasında yer almaktadır. Transseksüalite’nin nasıl başladığı ve nasıl tedavi edilebileceği hakkında bilinmesi gereken bilgileri uzmanlar açıkladı.<br />
“Cinsiyet  bacakların, cinsel kimlik ise kulakların arasındadır.”Bu bakış açısıyla, cinsiyet kadın ve erkek kategorilerinin biyolojik olarak belirlenmesini tanımlar.Öte yandan cinsel kimlik bilişsel, duygusal, kültürel yönleri olan sosyal olarak yapılandırılmış roldür. İlk ayda embriyolar arasında kadın ya da erkeğe doğru gelişeceğini gösteren herhangi bir fark tespit etmek mümkün olmadığından erken embriyo cinsiyet bakımından ayrışmamış olarak tanımlanır.Bir dizi kompleks değişim sonucu    Y kromozomunun varlığına veya yokluğuna bağlı olarak bazı insanlar erkeğe diğerleri kadına dönüşürler.<br />
Tipik olarak bir kişinin cinsiyetini anlamak göreceli olarak kolaydır.Bir kişinin cinsel kimliğini anlamak ise daha karmaşıktır.Cinsel kimlik kişinin kadın ya da erkek olusunun içsel olarak hissedilmesidir. Cinsel rol ise  kişinin diğerlerine gösterdiği kadın ya da erkek oluşun toplumsal imgesidir.Bütün bu karmaşıklığa rağmen insanları sınırlı kategoriler içerisine sıkıştırmaya zorlayan şiddetli bir toplumsal baskı vardır.<br />
Doğum öncesi dönemde olan hormonsal değişiklikler hem testisleri hem de yumurtalıkları olan bireyleri meydana getirebilir.Biyolojik olarak söylersek kadın ve erkek olmanın yani sıra interseks diye adlandırılan ne kadın ne de erkek olan ancak her iki cinsiyetin de özelliklerini taşıyan bir grup vardır.<br />
Cinsel Kimlik Bozukluğu<br />
Karşı (diğer) cinsiyette olduğuna dair hissedilen güçlü ve kalıcı istektir.Başka bir deyişle kadının kendisini erkek veya erkeğin kendisini kadın gibi görmesidir.<br />
Cinsel kimlik bozukluğu olan erkek çocuklar geleneksel kadın aktiviteleriyle ilgili olup kız giysileri giymek isteyebilirler. Cinsel kimlik bozukluğu olan kız çocuklar kadınsı giyinmeye karsı olumsuz tavır gösterebilirler ve oyun arkadaşı olarak erkek çocukları tercih ederler.Erişkinler de ise diğer cinsiyetin bir üyesi olarak yaşama isteği vardır.Diğer cinsiyetin toplumdaki rolünü benimseyip böyle yasayabilirler ya da  ameliyat ve hormon tedavisiyle diğer cinsiyetin görünümünü kazanabilirler.</p>
<p>Cinsel kimlik bozukluğu veya kimlik bunalımı tanısı koyarken belirtilerin normal homoseksüel yönelimin dışavurumu olabileceği unutulmamalıdır.Özellikle çocuklarda, homoseksüel olabilecek bireylerde psikiyatrik bir tanı olan cinsel kimlik bozukluğu tanısı koymak yanlış ve etiğe aykırı olacaktır.<br />
Transseksüalite<br />
Transseksüel yanlış bedende doğduğuna inanan, cinsel kimlik bozukluğu olan kişidir.Böyle kişilerin  cinsel anatomileriyle ilgili olarak derin ve uzun sureli bir uzlaşmazlıkları vardır..<br />
Bazı transseksüeller hiçbir zaman güçlü cinsel duyguları olmadıklarını bildirirler. Bazıları ise kendi anatomik cinsiyetinde olan kişilerden cinsel olarak etkilendiğini söylerken kendilerini homoseksüel olarak adlandırmazlar. Onların bakış acısına göre sevgilileri öbür cinsiyettendir. Diğer bir kısım ise anatomik olarak diğer cinsten olan kişilerden cinsel olarak etkilenirler.Ancak hepsinin ortak özelliği var olan cinsel organlardan kurtulup  diğer cinsiyetin bir üyesi olarak yaşama isteğidir.<br />
Transseksüalite eşcinsel yönelimle karıştırılmamalıdır. Eşcinseller (gey ve lezbiyenler) cinsel olarak kendi cinsiyetinde kişilerden etkilenirler.Gey bir erkek sevgili olarak bir erkeği  ve lezbiyen bir kadın sevgili olarak bir  kadını arzular.Gey ve lezbiyenlerin cinsel kimlikleri anatomik cinsiyetleriyle uyumludur ve yanlış bedende doğduklarını düşünmezler. Cinsel organlarından kurtulmak gibi bir düşünceleri yoktur.<br />
Transseksüeller ise erken çocukluk  dönemlerinde genellikle diğer cinsiyetin oyunlarını ve giyinme şeklini tercih ederler.Çoğu kendini bildi bileli diğer cinsiyete ait olduğunu hissettiğini söyler.Yalnızca çok azı  ergenlik dönemine kadar transseksüel olduğunu fark etmeden gelir. Erkek transseksüeller çocukken sert erkek oyunlarından hoşlanmadıklarını, bebeklerle oynamayı ve süslü elbiseler giymeyi sevdiklerini söylerler.Kadın transseksüeller ise genellikle elbise giymekten  hoşlanmadıklarını, erkeksi davranışları olduğunu ve çoğunlukla erkek oyunları oynadıklarını ve oyun arkadaşı olarak erkekleri tercih ettiklerini bildirirler.<br />
Ergenliğe geçiş transseksüeller için özellikle zor bir dönemdir.Yaşadıkları bedensel değişim vücutlarından duydukları rahatsızlığı arttırır.Kadın transseksüeller memelerinin büyümesinden ve adet görmekten nefret ederler.Memelerini bağlayarak veya bol giysiler giyerek saklamaya çalışırlar.Bazıları ise ameliyatla memelerini aldırır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentrss>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-kimlik-bozuklugu.html/feed</wfw:commentrss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel kimlik tanımı</title>
		<link>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-kimlik-tanimi.html</link>
		<comments>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-kimlik-tanimi.html#comments</comments>
		<pubdate>Sun, 27 Feb 2011 01:58:56 +0000</pubdate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimliğin tanımı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik sapmaları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik tanımı]]></category>

		<guid ispermalink="false">http://sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-kimlik-tanimi.html</guid>
		<description><![CDATA[Bireyin cinselliği, cinsiyet kimliğinin, cinsel kimliğinin ve cinsel rolünün birbiri ile etkileşimi ile oluşmaktadır. Cinsel kimlik, cinselliğin biyolojik yönüdür. Yani kromozomlar, hormonal yapı, dış ve iç cinsel organlar ve göğüsler, vücut kullanması gibi ikincil cinsel özelliklerdir. Cinsiyet kimliği ise kişinin kendini kadın ya da erkek hissedişidir, kendi cinsiyetini nasıl algıladığıdır, yani davranışlarının kadınlık ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bireyin cinselliği, cinsiyet kimliğinin, cinsel kimliğinin ve cinsel rolünün birbiri ile etkileşimi ile oluşmaktadır. Cinsel kimlik, cinselliğin biyolojik yönüdür.<br />
Yani kromozomlar, hormonal yapı, dış ve iç cinsel organlar ve göğüsler, vücut kullanması gibi ikincil cinsel özelliklerdir. Cinsiyet kimliği ise kişinin kendini kadın ya da erkek hissedişidir, kendi cinsiyetini nasıl algıladığıdır, yani davranışlarının kadınlık ya da erkeklikle ilgili ruhsal yönleridir. Çocuk 3 yaşına geldiğinde kız ya da erkek olduğuyla ilgili neredeyse kesin bir yargıya sahiptir. Kuşkusuz sağlıklı bir cinsiyet kimliği gelişimi için sonraki yıllar da önemlidir ama temel cinsiyet bilgisi 2-3 yaşlarında tamamlanır ve değişmez.<br />
Cinsiyet kimliğinin sağlıklı gelişimi ; ana – baba tutumlarına, aile içinde kişiye biçilen cinsiyet rolüne, yetiştirilme koşullarına, toplumsal çevrenin özelliklerine, bebeğin dış cinsel organlarına ve anne karnındayken aldığı genetik/hormonal etkilere bağlıdır.<br />
Genel olarak kadınlar kadın olarak hissetme ve davranma, erkekler de erkek olarak hissetme ve davranma eğilimindedirler.</p>
<p>Ancak kişinin cinsiyeti, cinsel kimliği ve cinsiyet kimliği arasında uyuşmamalar, hatta karşıtlıklar olabilir. Örneğin kişi kendini cinsel biyolojik yapısıyla uyumlu olarak hisseder, yani kadın cinsel yapısında ve kimliğindedir ve kadın gibi hissetmektedir, ama yine da karşı<br />
cinsin giyim ve davranışlarını benimseyebilir. Veya tam tersi olur; kendisini, karşı cinsin cinsiyet kimliğinde hisseder, ama kendi cinsinin cinsiyet karakteristiklerini taşır ve ona uygun davranır.<br />
kaynak:Türkiye Aile Planlaması Derneği</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentrss>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsel-kimlik-tanimi.html/feed</wfw:commentrss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsellik nedir?</title>
		<link>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsellik-nedir.html</link>
		<comments>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsellik-nedir.html#comments</comments>
		<pubdate>Sun, 27 Feb 2011 01:48:46 +0000</pubdate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel yaşamın tanımı]]></category>
		<category><![CDATA[cinselliğin tanımı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik hakkında bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik tanımı]]></category>
		<category><![CDATA[seks ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[seks nedir]]></category>
		<category><![CDATA[seksin tanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sex ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[sex nedir]]></category>

		<guid ispermalink="false">http://sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsellik-nedir.html</guid>
		<description><![CDATA[Cinsellik, insan hayatında büyük bir yere sahip olan ve haz  verici gereksinimler arasında yer almaktadır. Cinselliğin verdiği hazın yanı sıra aynı zamanda türlerin devamını sağlayan üreme ile ilişkilidir. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamın ön koşulu sağlıklı, sürekli, yakın ve sıcak bir ilişkidir. Böylece insanın kendini ve karşısındakini bedensel ve ruhsal olarak tanıması, kabullenmesi, olabilecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsellik, insan hayatında büyük bir yere sahip olan ve haz  verici gereksinimler arasında yer almaktadır. Cinselliğin verdiği hazın yanı sıra aynı zamanda türlerin devamını sağlayan üreme ile ilişkilidir.<br />
Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamın ön koşulu sağlıklı, sürekli, yakın ve sıcak bir ilişkidir. Böylece insanın kendini ve karşısındakini bedensel ve ruhsal olarak tanıması, kabullenmesi, olabilecek en üst düzeyde yakınlaşması, hem zevk alıp hem zevk verebilmesi mümkün olur. Cinsellik, bu dünya üzerinde sevginin, arzunun, hazzın, kendinden geçmenin, şefkatin, bütünlüğün , sınırsızlığın imkanlarının zorlandığı, en özel yaşantılardan biridir.</p>
<p>Normal cinselliğin tanımını yapmak güç, hatta olanaksızdır. Çünkü insanın cinsel davranışı birçok etmen tarafından belirlenen, karmaşık bir süreçtir. Kişinin cinsel yaşamı, insan ilişkilerinden, yaşam koşullarından, içinde yetiştiği ve yaşadığı kültürel özelliklerden etkilenir. Cinsellik, kişinin diğer özelliklerinden, biyolojik yapısından ve genel olarak kendini hissedişi ve algılayışından bağımsız değildir. Bu nedenle, normal değil, normal dışı sayılabilecek cinsel davranışı tanımlarsak, bunun dışındakilerin normal-sağlıklı sınırları içinde kaldığını söyleyebiliriz. Sağlıksız cinsel davranış nedir? Kişinin kendisine ya da karşısındakine her hangi bir biçimde zarar verici olan , bir cinsel eşe yöneltilmeyen, cinsiyet organları dışındaki organ ya da durumlarla doyuma ulaşmayı hedefleyen, aşırı düzeyde kaygı, korku ve suçluluk duygularının ortaya çıkmasına neden olan cinsellik, sağlıksız bir cinselliktir. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamın ön koşulu eşlerin sorunlarını konuşabilmeleri, bundan çekinmemeleri, bu konuda bilgiler edinmeye ve hem cinselliği hem de birbirlerini tanımaya çalışmalarıdır<br />
kaynak:Türkiye Aile Planlaması Derneği</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentrss>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/cinsellik-nedir.html/feed</wfw:commentrss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Labial yapışıklık nedir?</title>
		<link>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/labial-yapisiklik-nedir.html</link>
		<comments>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/labial-yapisiklik-nedir.html#comments</comments>
		<pubdate>Sun, 27 Feb 2011 01:38:44 +0000</pubdate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[labial adezyon]]></category>
		<category><![CDATA[labial fusion]]></category>
		<category><![CDATA[labial füzyon]]></category>
		<category><![CDATA[labial füzyon açılması]]></category>
		<category><![CDATA[labial hipertrofi]]></category>
		<category><![CDATA[labial hymen]]></category>
		<category><![CDATA[labial yapışıklık]]></category>

		<guid ispermalink="false">http://sagliksa.net/cinsel-saglik/labial-yapisiklik-nedir.html</guid>
		<description><![CDATA[Labial yapışıklığın ne olduğu ve tedavisinin nasıl yapıldığı hakkında bilgileri uzmanlar açıkladı. İşte o açıklama : Kız çocukların cinsel organlarındaki küçük dudaklar olarak tanımlanan ve iki yanda bulunan yapıların birbirlerine yapışarak giriş kısmının, hatta bazen idrar çıkış deliğinin de önünün beyaz-mavimsi, ince bir doku ile kapanması durumudur. Doğuştan olmayıp genellikle ilk 6 aydan sonra oluşur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Labial yapışıklığın ne olduğu ve tedavisinin nasıl yapıldığı hakkında bilgileri uzmanlar açıkladı. İşte o açıklama :<br />
Kız çocukların cinsel organlarındaki küçük dudaklar olarak tanımlanan ve iki yanda bulunan yapıların birbirlerine yapışarak giriş kısmının, hatta bazen idrar çıkış deliğinin de önünün beyaz-mavimsi, ince bir doku ile kapanması durumudur. Doğuştan olmayıp genellikle ilk 6 aydan sonra oluşur. Yapışma alt köşeden başlayarak klitorise kadar ilerleyebilir.Bölgeyi nemli tutan salgıların azaldığı bir dönemdeki kuruluk ya da bölgenin tahrişine bağlı oluşmaktadır. Tahriş; kostik sabun ya da şampuanlar, kıl kurdu, cinsel istismar veya mantar türü enfeksiyonlar sonucu oluşabilir. Bir çok hastada idrar yapma problemi ortaya çıkınca fark edilir. Oluşan kapanma gerisinde idrar birikmesi ya da idrar yolu enfeksiyonuna bağlı yakınmalar görülebilir.</p>
<p>Tedavi öncelikle tahriş ya da enfeksiyonun ortadan kaldırılmasına yönelik olmalıdır. Yapışıklığın düzelmesi için 2-3 haftalık hormon içeren pomat uygulamaları genellikle yeterli olmaktadır. İnatçı olgularda cerrahi olarak ayrılması(release) uygulanır. İşlem künt olarak(kesmeden) dudakları ayırmaktan ibaret olup, kesme gerektiren bir durum yoktur. Cerrahiden sonra sık bölgesel bakım ve kontrol ile 2-3 haftalık uygulaması önerilmelidir. Tekrarlama eğilimi yüksek olduğundan lokal uygulama ve tahriş edicilerin uzaklaştırılması ihmal edilmemelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentrss>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/labial-yapisiklik-nedir.html/feed</wfw:commentrss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pap-smear testi nedir?</title>
		<link>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/pap-smear-testi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/pap-smear-testi-nedir.html#comments</comments>
		<pubdate>Sun, 27 Feb 2011 01:28:36 +0000</pubdate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Pap Smear Testi]]></category>
		<category><![CDATA[pap-smear testi hakkında bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[pap-smear testi nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[pap-smear testi nasıl yapılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[pap-smear testi ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[pap-smear testi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[pap-smear testini kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[pap-smear testleri]]></category>

		<guid ispermalink="false">http://sagliksa.net/cinsel-saglik/pap-smear-testi-nedir.html</guid>
		<description><![CDATA[Kadınlar için en büyük önem taşıyan testlerden bir tanesi Pap-smear testidir. Rahim ağzında oluşan yada oluşabilecek kanserler hakkında bilgi veren bu test hakkındaki genel bilgileri uzmanlar açıkladı.  Pap-Test Dr.George Papnicolaou tarafından adlandırılmış ve rahim ağzı kanserlerinin taramasında kullanılan bir testtir. Rahim ağzında kanser veya kanser öncesi değişiklikleri taramada faydalı olur. Kanser öncesi hücreler rahim ağzının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlar için en büyük önem taşıyan testlerden bir tanesi Pap-smear testidir. Rahim ağzında oluşan yada oluşabilecek kanserler hakkında bilgi veren bu test hakkındaki genel bilgileri uzmanlar açıkladı. <br />
Pap-Test Dr.George Papnicolaou tarafından adlandırılmış ve rahim ağzı kanserlerinin taramasında kullanılan bir testtir. Rahim ağzında kanser veya kanser öncesi değişiklikleri taramada faydalı olur. Kanser öncesi hücreler rahim ağzının tam yüzeyindedir. Bu tarama testiyle buradan alınabilirler ve incelenebilirler. Pap-Smear Testler ile rahim ağzı kanserlerinden meydana gelen ölümlerin azalmasında çok başarılı olunmuştur. Bir kadın rahim ağzı kanseri olmadan önce kanser öncesi birkaç evre geçirir. Bu evre genellikle bir yılın üstünde bir süreçtir.<br />
RahimAğzı<br />
Rahimin dar ve aşağıdaki bölümüdür, vajinaya açılır, cildinize benzer ince bir doku tabakasıyla örtülüdür. Bu dokuyu oluşturan hücreler sürekli çoğalırlar. Bu çoğalma sırasında alt tabakayı oluşturan hücreler yavaşca rahim ağzı yüzeyine doğru yer değiştirirler, yüzeye oluşan bu hücreler vajinaya dökülürler. Bu çoğalma süresince bir şekilde değişiklik olduğunda anormal hücreler oluşur. İşte bu anormal hücreler kansere dönüşebilir. Şayet anormal hücreler bulunursa, sıklıkla basit bir işlemle tedavi edilebilirler.<br />
Pap-Test normal jinekolojik muayene sonucunda doktorun ofisinde yapılabilen basit bir testtir. Bu testi planlıyorsanız iki üç gün önceden vajinayı yıkamayın ve vajinal ilaç kullanmayın. Çünkü bü işlemler hücrelerin kaybolmasına yol açabilirler. Adet kanaması sırasında değilseniz bu test daha iyi sonuç verir. Jinekolojik muayene sırasında bu testi yapmak için vajinaya rahim ağzını gösteren spekulum isimli özel bir alet uygulanır.<br />
Hücreleri rahim ağzından almak için bir pamuk uçlu çubuk veya fırça kullanılabilir. Bu işlem ağrılı değildir. Hücreler rahim ağzı açıklığının içinden ve rahim ağzının dış kısmından alınır. Bunlar incelenmek üzere laboratuvara gönderilir. Laboratuvar normal görünmeyen hücreleri araştırır. Sonuçlar hücrelerin görüntülerine göre sınıflandırılır.<br />
Pap-Test Her Zaman DoğruSonuç verir mi?<br />
Her zaman yüzde yüz doğru sonuç vermez. Diğer laboratuvar testlerinde olduğu gibi yanlış sonuç almak olasıdır. Hastalık olmasına rağmen sonucun temiz çıkmasına değişik nedenler yol açabilir. Yeterli hücre yoksa, çok sayıda hücre varsa, hücrelerin rahim ağzının hem içinden hem de yüzeyinden alınamayışı, enfeksiyonun anormal hücreleri ortamdan uzaklaştırılması gibi nedenler. Böyle durumda birkaç hafta veya ay sonra Pap-Test’i tekrarlamak gerekir. Bazen de doktorunuz kolposkopiye başvurabilir. Bu alet doktor ofisinde kullanılan özel bir mikroskopdur. Rahim ağzına kolposkopdan bakan doktor anormal değişiklikleri görebilir ve bu gözlem sırasında biyopsinin gerekli olup olmadığını eğer gerekliyse de biyopsi tipine karar verir.<br />
Bütün bu işlem sadece birkaç saniyelik bir rahatsızlığa yol açar.<br />
Sonuç :</p>
<p>Pap-Smear testi rahim ağzı kanserine dönüşebilecek hücresel değişiklikleri saptamaya yarayan en pratik ve en iyi yöntemdir. Böylece erken tanıyla kanserden korunmak mümkün olabilir. Jinekolojik muayene için yılda bir kez doktorunuza görünmeniz gerekmektedir. Bu muayene sırasında da Pap-Smear testiniz yapılır.<br />
Anormal vajinal kanama, lekelenme ya da akıntı durumunda vakit geçirmeden doktorunuza görünmeniz gerekir. Bu belirtiler bazı şeylerin yolunda gitmediğinin işaretidir. Pap-Test’iniz anormal çıkarsa paniklemeyin doktorunuzun önerilerine kulak verin. Pap-Test sonuçları anormal çıkan kadınların pek azında ilerlemiş kanser vardır. Pap-Test sayesinde son kırk yılda rahim ağzı kanserleri azalmıştır. Buna karşılık genç kadınlarda anormal hücre saptanma oranı artmıştır. Bu da gösteriyor ki rahim ağzı kanserini önlemede Pap-Test çok önemlidir. Bu testi yaptırmak sağlık kontrolünüzün temel bir anahtarıdır. İlk Pap-Smear Test’inizi 18 yaş veya seksüel aktivite başladığında yaptırabilirsiniz.<br />
Rahim Ağzı Kanserinin Oluşumu İçin Risk Faktörleri :<br />
· Birden fazla seksüel eşiniz varsa<br />
· Genital siğiliniz varsa<br />
· AIDS virüsü varsa<br />
· Sigara içiyorsanız<br />
Bu risk faktörlerini taşıyorsanız her yıl düzenli olarak Pap-Test’i yaptırmayı asla ihmal etmeyiniz.<br />
KADIN DOĞUM BÖLÜMÜ UZMANLARINCA HAZIRLANMIŞTIR.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentrss>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/pap-smear-testi-nedir.html/feed</wfw:commentrss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jinekolojik  kanserler nelerdir?</title>
		<link>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/jinekolojik-kanserler-nelerdir.html</link>
		<comments>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/jinekolojik-kanserler-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubdate>Sun, 27 Feb 2011 01:18:07 +0000</pubdate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[jinekolojik kanser belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[jinekolojik kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[jinekolojik kanserler pdf]]></category>
		<category><![CDATA[rahim ağzı kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[rahim ağzı kanseri belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[rahim ağzı kanseri nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[rahim ağzı kanseri tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[rahim ağzı kanserinin belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[vulva kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[vulva kanseri belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[vulva kanseri nedir]]></category>
		<category><![CDATA[vulva kanseri tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık kanseri belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık kanseri belirtileri nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık kanseri evreleri]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık kanseri nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık kanseri tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık kanseri yumurtalık kanserinin belirtileri]]></category>

		<guid ispermalink="false">http://sagliksa.net/cinsel-saglik/jinekolojik-kanserler-nelerdir.html</guid>
		<description><![CDATA[Dünyada ölüm oranı en yüksek hastalıklardan 2. sırada olan kanser hastalığıdır. Son yıllarda jinekolojik kanserlerde de artış gözlenmektedir.  Rahim ağzı, rahim, yumurtalık, vajen, vulva ve tüplerde görülen kanserlerinden oluşan jinekolojik kanserlerden korunmak için yılda bir kere kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulması ve test yaptırılması öneriliyor. Jinekolojik kanserlerde ortak bir neden bulunmuyor. Kanser tiplerine göre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada ölüm oranı en yüksek hastalıklardan 2. sırada olan kanser hastalığıdır. Son yıllarda jinekolojik kanserlerde de artış gözlenmektedir. <br />
Rahim ağzı, rahim, yumurtalık, vajen, vulva ve tüplerde görülen kanserlerinden oluşan jinekolojik kanserlerden korunmak için yılda bir kere kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulması ve test yaptırılması öneriliyor. Jinekolojik kanserlerde ortak bir neden bulunmuyor. Kanser tiplerine göre risk faktörlerinin değiştiği belirtiliyor.<br />
Rahim ağzı kanseri: Sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar özellikle insan papillom virüs enfeksiyonu (HPV), erken yaşta cinsel ilişki, kocası çok eşli kadınlar, düşük sosyo ekonomik durum risk faktörü kabul ediliyor.<br />
Rahim kanseri: Şişmanlık, diyabet öyküsü, geç menopoz yaşı, kısırlık, progesteron olmaksızın tek başına östrojen kullanımı riski artırıyor.<br />
Yumurtalık kanseri: Belirgin bir neden saptanamamıştır. Ancak yaş, ailesel faktörler yüksek hayvansal yağ içeren diyet, pudra kullanımı gibi çevresel ve genetik faktörlerin yumurtalık kanserinde etkili olduğu düşünülüyor. Örneğin yaşam boyu bir kadının yumurtalık kanserine yakalanma riski yüzde 1.4 iken, birinci derece akrabası yumurtalık kanseri olanda  yüzde 5, iki adet birinci derece akrabasında olan kadınlarda yüzde 7’ye kadar yükselmektedir.<br />
Belirtiler neler?<br />
Jinekolojik kanserlerin belirtileri tutulan organa göre farklılık gösteriyor. Rahim ağzı kanserinin belirtisi cinsel ilişki sonrası lekelenme tarzında vajinal kanama, adet miktarında ya da süresinde artış, kahverengi vajinal akıntı olarak ortaya çıkıyor.   İleri evrelerde bel ve kasık ağrısı, idrar yapmada güçlük ya da bacak ödemi görülebilir. Rahim kanseri erken bulgu veren bir kanserdir, menopoz öncesi ya da menopoz döneminde anormal kanamalarla belirti verir. Yumurtalık kanseri ise  neyazık ki  geç bulgu verir ve bulguları spesifik değildir. Karın şişliği, ağrı, hazımsızlık, karın çevresinde artış, anormal vajinal kanama en sık görülen belirtilerdir. Geç bulgu vermesi nedeniyle yumurtalık kanseri olgularının yüzde 70’i evre 3 ve 4’de tanı konur. Vulva kanserinin en sık bulguları ise kronik kaşıntı, vulvada ele gelen kitle, ağrı, kanama ve ülserlerdir.<br />
Jinekolojik kanserlerin ölüme yol açma riski<br />
Jinekolojik kanserlerin ölüme yol açma oranları hastalığın evresine, histolojik tipi ve derecesine, hastanın genel durumuna yaşına ve yapılan cerrahiye bağlı olarak değişiklik gösteriyor. En kötü yaşam süresine sahip olan kanserin, geç bulgu vermesi nedeniyle yumurtalık kanseri olduğu vurgulanıyor.  Tanı sonrası  ortalama yaşam süresi yüzde 35’dir. Rahim kanseri ise daha erken belirti verdiği için yaşam süresi yumurtalık kanserine göre daha iyidir. Tüm evreler için yaşam süresi  oranları şu şekildedir: Evre I yüzde 75, evre II yüzde 60, evre yüzde 30 ve evre 4 için yüzde 10’dur. Pap smear yöntemi ile erken tanısı artan rahim ağzı kanserinde ortalama yaşam süresi yüzde 80 civarındadır. Evre I yüzde 90, evre 2  yüzde 65, evre 4 için ise yüzde 15’dir.<br />
Tanıda kullanılan yöntemler</p>
<p>Jinekolojik kanserlerin erken tanısı için geliştirilen yöntemler sayesinde tedavideki başarı oranı da artıyor. Jinekoloji kanserlerden rahim ağzı kanserini son yıllarda erken tanının en çok arttığı kanser türü olarak değerlendiriliyor.  Bu kanserde Pap smear testi denilen rahim ağzından dökülen hücrelerin sitolojik incelemeleriyle yapılan tarama yöntemi ile gelecekte kanserleşme potansiyeli olan hücresel değişiklikler erken dönemde tanınmaktadır. Bu lezyonların yok edilmesiyle rahim ağzı kanserinde ölüm oranında belirgin bir azalma tespit edilmiştir. Öyle ki, tek bir negatif Pap smear testi, rahim ağzı kanseri riskini yüzde 45 oranında azaltıyor. Yaşam boyu dokuz negatif Pap smear testi ise bu riski yüzde 99 oranında azaltmaktadır. Rahim ağzı kanseri için en etkin tarama yöntemi olan Pap smear testi 18 yaşın üzerinde cinsel aktivitesi olan her kadına yılda bir kez önerilmektedir.<br />
Rahim ve yumurtalık kanserinde erken tanı<br />
Jinekolojik kanserlerde kullanılan tarama yöntemleri rahim kanserinde çok etkili değil.  Rahim kanseri  genellikle erken belirti verdiği için tanısı rahatlıkla konulabiliyor. Ancak  Riski yüksek olan şişman, diyabetik,  östrojen tedavisi gören  kişilerde tarama yapılabiliyor.. Tarama için vajinal sonografi, endometrial biyopsi ve ofis histeroskopi kullanılabildiğini belirtiliyor.   Vajinal sonografiyle ölçülen rahim içi tabakasının kalınlığı 4 milimetrenin altındaysa rahim kanseri riski çok düşüktür. Tüm jinekolojik kanserler arasında en ölümcül olan yumurtalık kanseri için etkin bir erken tanı ve tarama yöntemi  neyazık ki  yoktur. Yıllık rutin muayene erken tanı için yeterli değildir. İlk kez 1980’li yıllarda tanımlanan Ca-125 tümör belirteci adlı yüzey antijeniyle yumurtalık kanserinin yüzde 80’i saptanabiliyor.  Ancak menopoz öncesi döneminde Ca-125 değerleri gebelik, rahim iç dokusunun rahim dışındaki bölgelerde bulunması olarak tarif edilen endometriozis, iyi huylu yumurtalık kistleri gibi bir çok nedene bağlı olarak yükselebilir. Ayrıca erken dönemdeki yumurtalık kanserlerinin yüzde 50’sinde Ca-125 normal olarak bulunmaktadır. Transvajinal sonografi ve Doppler ultrason ile Ca-125’in birlikte kullanımı taramanın niteliğini artırsa da rutin inceleme için yeterli değildir.<br />
Jinekolojik kanserlerde tedavi<br />
Jinekolojik kanserlerin tedavilerindeki başarı hastalığın evrelerine göre farklılık gösteriyor. Etkin tedavinin genellikle cerrahi olduğuna dikkat  çekiliyor.  Yumurtalık kanserinin tüm evrelerinde cerrahi uygulanır.  Genellikle bu olgular geç dönemde bulgu verdikleri için hasta ileri evrede başvururlar. Hastalara tam cerrahi evreleme yapılmalı ve tümör kitlesi minimum seviyeye indirilmelidir. Cerrahi evreleme sadece rahim ve yumurtalıkların alınması değil kanserin tüm karın içinde yaygınlığının araştırılması ve yayıldığı belirlenen bölgelerin temizlenmesi anlamına gelir. Böylece hasta ileride alacağı kemoterapiden maksimum fayda görür. Genellikle yumurtalık kanserinin ilk sonrası kemoterapi takiben  ve   “ikinci bakış ameliyatı” denilen tekrar bir operasyon yapılır. Bu ameliyatın sonucunda gerekirse tekrar kemoterapi verilir. Rahim ağzı kanserinin erken evrelerinde cerrahi uygulanırken ileri evrelerde radyasyon terapisi temel tedavi seçeneğini oluşturur. Rahim kanserinde ise yine cerrahi ilk tedavi seçeneğidir. Sonrasında radyoterapi ve gerekirse kemoterapide uygulanabilir. Jinekolojik kanserli olgularda tedavi ve izlem multidisipliner yapılmalıdır. Hastalıkların nükslerinde birden fazla tedavi  kombine olarak kullanılabilir.<br />
Korunmak için öneriler<br />
Jinekolojik kanserlerin nedenleri çok farklı olduğu için korunmada da birçok faktörü dikkate almak gerekiyor. Rahim ağzı kanserinden korunmak için cinsel yolla bulaşan hastalıklardan özellikle insan papillom virüs (HPV) enfeksiyonundan korunma ön plana çıkıyor.  Üreme çağında doğum kontrol hapı kullanan  kadınlarda, rahim ve yumurtalık kanserlerin görülmesinde belirgin oranlarda azaldığı bilinmektedir. Sigara kullanımı da rahim ağzı kanser riskini artırdığından sigaranın bırakılmasını önerilmektedir.<br />
Rahim ağzı kanseri:  Rahim ağzı kanserinin erken tanısı ve tedavisi mümkün olduğundan mutlaka her yıl belirgin bir yakınma olmasa da Pap smear testi yapılmalıdır. Son yıllarda HPV enfeksiyonları için aşı çalışmaları sürdürülüyor. Ancak henüz rutin kullanıma girmiş değil.<br />
Rahim kanseri:  Aşırı kilo alımının engellenmesi,  karşılıksız östrojen alınmaması ve kanserleşme potansiyeli olan rahim hastalıklarının uygun tedavi edilmesi gerekiyor.<br />
Yumurtalık kanseri:  Doğum kontrol haplarının kullanılması ve ailede yumurtalık kanseri varlığında koruyucu girişimler önerilebilir. Yani yumurtalık alınabilir. Ancak bu her zaman yumurtalık kanserini ortadan kaldırmayabilir. Jinekolojik kanserlerden korunma en iyi rutin yıllık muayenelerin ihmal edilmeden yaptırılması ile gerçekleşir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentrss>http://www.sagliksa.net/cinsel-saglik/jinekolojik-kanserler-nelerdir.html/feed</wfw:commentrss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

